|
1. ATATÜRK’ ÜN BILIM VE TEKNOLOJIYE ÖNEM VERMESI Atatürk’ ün temel inanışlarından ve onun düşünce sistemi olan Atatürkçülüğün unsurlarından biride ; ilmin ve aklın rehberliği altında sürekli çağdaşlaşmadır. Başka bir terim ile ; her
çağın ilim ve teknolojisinin rehberliği ve getirdiği yeniliklerin ışığı altında toplumun “çağdaşlaşma - modernleşmeyi” sürdürmesidir. Atatürk bilim ve teknolojinin önemini ; “Dünyada her
şey için , medeniyet için, hayat için , başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir,fendir.
Ilim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cehalettir, doğru yoldan sapmaktır.” sözleri ile vurgulanmıştır. Türk milletini geri bırakan sebep; Cumhuriyet devrine kadar gerçek anlamda bilim ve teknolojiyi izleye bir dönemin yaşanmamış olmasıdır. Bu nedenle Türk Milletinin medeni ,
çağdaş ve müreffeh millet olarak varlığını yükseltmek dinamik idealini kendisine gösteren Atatürk ; bu ideale ulaşmakta , bilim ve teknolojinin önemini
belirtmiş “Bu millete gideceği yolu gösterirken ,dünyanın her türlü ilminden, buluşlarından,ilerlemelerinden istifade edelim demiştir. Atatürkçülük’ te ; akılcılığın temeli olan bilim ve teknoloji her alanda esas alınmalıdır. Zira Atatürkçülük ,ilerlemenin temeli olan
çağdaş bilim ve teknik esaslarının, her alanda rehber kabul edilmesini gerektirir. Bilim ve teknolojide ileri olmak , her türlü mücadelede başarılı olmanın başlıca koşuludur. Bu amaçla bütün faaliyetler bilim ve teknoloji temeline
oturtulmalı, bilim ve teknolojinin hudutları daima genişletilmelidir. Atatürk büyük Nutkunda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında temel prensip olarak bilim ve tekniğin esas alındığını dile
getirmiş ve ayrıca ; “Milletimizin siyasi,sosyal hayatında ,milletimizin fikri terbiyesinde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır.” demek sureti ile bilim ve teknolojinin kullanılacağı diğer
alanları da göstermiştir. Medeni dünya hızla değişmekte ve gelişmektedir. Bu değişiklik ve gelişmelere uymak gerekir. Uygarlık yolunda başarının gelişme ile mümkün olduğunu kabul eden Atatürk ; “Hayat ve geçime egemen olan kuralların zaman ile değişme , gelişme ve yenilenmesi zorunludur. Medeniyetin buluşlarının , tekniğin harikalarının
dünyayı değişiklikten değişikliğe uğrattığı bir devirde asırlık köhne zihniyetlerle , geçmişe bağlılık ile varlığın
korunması mümkün değildir.” demiştir. Atatürk’e göre , cehalet ve taassuptan uzak , ilme ve akılcılığa dayanan uygarlık yolu , toplumlar için zorunlu bir yoldur. Çünkü; “Medeniyet öyle kuvvetli bir ateştir ki, ona ilgisiz
kalanları yakar ,yok eder.” “Uygar olmayan insanlar ve toplumlar daima uygar olanların
ayakları altında kalmaya mahkum olacaklardır. Oysa Atatürk, Türk Milletinin, karakter, çalışkanlık , zeka , milli birlik özelliklerinin yanısıra ilerleme ve medeniyet yolunda , yürümekte olduğunu elinde ve kafasında tuttuğu meşale müspet ilim” olduğu için , Türk Milletinin bu uygarlık yarışını
kazanacağına inanmaktadır. 2. ATATÜRK’ ÜN BILGI , BILIM VE FEN
ILE ILGILI SÖZLERI Dünyada her şey için ,yaşam için, başarı için en gerçek yol gösterici bilimdir, fendir. Bilim ve fennin dışında yol gösterici aramak aymazlık , bilgisizlik ,doğru yoldan çıkmışlıktır . Yalnız bilimin ve fennin yaşadığımız her dakikadaki evrelerinin gelişimini anlamak ve ilerlemelerini izlemek koşuldur. Bin, iki bin , binlerce yıl önceki bilim ve fen dilinin çizdiği genel
kuralları , şu kadar bin yıl önce bugün aynı biçimde uygulamaya kalkışmak , elbette bilim ve fennin içinde bulunmak değildir. (1924 ; S.D. II ) Ülkemizin en bayındır, en latif , en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen
düşmanı yenen zaferin sırrı nerededir bilir misiniz ? Orduların yönetiminde , bilim ve fen ilkelerini kılavuz edinmektir. Ulusumuzu yetiştirmek için temel olan okullarımızın, yüksek okullarımızın kurulmasında
aynı yolu izleyeceğiz. Evet; ulusumuzun siyasal , toplumsal yaşamında ulusumuzun düşünce bakımından eğitiminde de kılavuzumuz bilim ve fen olacaktır. (1922; S.D. II ) Ülkemiz içinde uygar düşüncelerin ,
çağdaş ilerlemelerin bir an yitirmeksizin yayılması ve gelişmesi gerektir. Bunun için bütün bilim ve fen adamlarının bu konuda çalışmayı bir namus borcu bilmesi gerekir. Öğretmenlerimiz , ozanlarımız , edebiyatçılarımız ulusa bu felaket günlerini ve onun gerçek nedenlerini açık ve kesin olarak yazıp söyleyecekler, bu kara günlerin dönmemesi için dünya yüzünde uygar ve
çağdaş bir Türkiye’nin varlığını tanımak istemeyenlere , onu tanımak zorunda olduğumuzu anımsatacaktır. (1922 / M.E.D.B. ) Gözlerimizi kapayıp , yalnız yaşadığımızı varsayamayız. Ülkemizi bir çember içine alıp dünya ile ilgilenmeksizin yaşayamayız. Tersine gelişmiş ,uygarlaşmış bir ulus olarak uygarlık alanının üzerinde yaşayacağız : bu yaşam ancak bilim ve fenle olur. bilim ve fen nerede ise oradan
alacağız ve ulusun her bireyinin kafasına koyacağız . Bilim ve fen için bağ ve koşul yoktur . (1922; S.D. I ) 3. ATATÜRK’ ÜN
ILERI GÖRÜŞLÜLÜĞÜ Bu özelliğin apaçık bir belgesini , çoğunluğunu Türklerin teşkil ettiği bölgeler üzerinde
kurmayı düşündüğü Türk Devleti ‘nde buluyoruz . bu ,aynı zamanda O’nun , jeopolitik ve stratejik alanlarda da ne büyük bir güç olduğunu göstermektedir. Atatürk , Birinci dünya
Savaşının sonunu daha başından görebilmiştir . bu nedenle de gelecekte Türk milletinin kaderi ile Türk topraklarının kurtuluşu için alınacak tedbirleri düşünmüştür. Suriye cephesinde Yedinci Ordu Kumandanıdır. Antep ‘e gitmekte olan Ali Cenani Bey’e : “... Teşkilat yapın . milli bir kuvvet meydana getirin . kendinizi savunun . Ben istediğiniz
silahı veririm” der . Aslında bütün bu neticeleri , daha 1917 yılında , Sadrazam Talat Paşa’ya ve Harbiye Nazırı Enver Paşa’ya ünlü raporu ile bildirmiştir.
Arkadaşı Ali Fuat Cebesoy’a da : “... Padişah artık kendi tahtını düşünecektir. Bundan sonra millet kendi hakkını kendi savunacaktır . bizim ve ordunun ona yardım etmemiz , yol göstermemiz gerekir” diyecektir. 31 Ekim günü Yıldırım Ordular Grubu Kumandanlığını Alman generalinden devralırken , Alman generalinin : “... Yenildik .bizim için her
şey bitti .” ifadelerine karşı : “Savaş müttefiklerimiz için bitmiş olabilir . Ama bizi ilgilendiren
savaş , kendi Istiklalimizin Savaşı ancak şimdi başlıyor.” Cevabını verir. Atatürk’ün derin ve uzak görüşlülüğünün bir güzel örneğini de
Ikinci Dünya Savaşını önceden bilmesinde görürüz. Adeta kehanete varan bir görüştür bu.
Şöyle ki Atatürk ,1932 yılı Eylül’ünde ünlü Amerikan generali Mac Arthur ile bir görüşme yapar. Dünyanın , özellikle Avrupa Devletlerinin iyi yolda olmadıklarını , adeta bir
savaşı çağırdıklarını sebepleriyle açıklar . Ikinci Dünya Savaşının 1940 – 1945 yılları arasında cereyan edeceğini söyler . Avrupa ‘nın kaderinin Almanya’nın elinde bulunduğuna işaret eder. Sonra da : “... Fransızlar artık güçlü bir orduyu kurmak yeteneğinden yoksundurlar.
Ingilizler bundan böyle adalarının savunmaları için Fransızlara güvenemezler. Italyanlar
savaşın dışında kalabilecek olsalar , savaş sonrası barışta önemli bir rol oynayabilirler. Ama , Musollini’ nin
ihtirası yüzünden bunu yapamayacaklardır . böylece Almanlar , Ingiltere ve Rusya dışında bütün
Avrupa’yı işgal edeceklerdir. Amerika’nın tarafsızlığını koruması mümkün olmayacaktır. Savaşa katılacaklardır . bu katılma ile de Almanlar mağlup olacaklardır. Fakat
savaşın asıl galibi , ne Amerika ne Ingiltere olacaktır . Sovyet Rusya savaşın galibi olacaktır. Biz Türkler , bu tehlikeyi diğer bütün milletlerden çok daha iyi görmekteyiz. Çünkü yakın komşumuzdur . çünkü , onlarla çok savaştık . çünkü Batı’nın farkına varmadığı bir politika uygulamaktadır. Yalnız , Avrupa için değil, Asya için de büyük tehlikedirler.” Gerçekten
zamanı bu derece şeffaf gören büyük Atatürk ‘ün , bu derecede uzağı görebilmesi onun olağanüstü bir insan olduğunu gösteriyor . Bu kadar derin ve uzun bir politik
görüş sahibi, bugüne kadar cihana gelmiş midir ? Hiç sanmıyorum. Karl Jaspers’ in açıkladığı gibi, “Durumun farkına varan insan , ona hakim olmaya başlamış sayılır. Ona cepheden bakan ,
şahsiyetini gerçekleştirmek için savaşa atılır ve iradesini ortaya koyar. Ben
çağımın içinde bulunduğu manevi durumu tahlil sureti ile ,insan olma irademi gerçekleştiririm.” Atatürk’ün Alman filozofu Karl Jaspers’in açıklamalarının
ışığı altında , Mondros Ateşkes Antlaşması sonucu karşılaştığı durum , varlığı objektif yorum ve aldığı karar, onda büyük bir insan olarak , iradesini gerçekleştirme fırsatını vermiştir. Atatürk gerçekçi yönü ile ve uzak görüşü ile
Osmanlı Devletinin felakete yuvarlanışını gören, durum tesbiti ile değerlendiren ve sonuç olarak karar alan insandır. Bu nedenle Milli Mücadelenin
şefi ve lideri olmak herşeyden önce O’nun kaderi idi. 4.
ATATÜRK’ ÜN AKILCILIĞA ÖNEM VERMESI Akılcılık , insanın aklı ile gerçekleri anlama yeteneğine inanmak anlamına gelir. Atatürkçülük; kişilerin , kuruluşların ,devletin kendi fonksiyonlarını gerçekleştirmede akılcılığı, amaca
ulaşmayı sağlayacak araçlardan başlıcası olarak kabul eder. Atatürkçülüğün en önemli özelliği, akılcı ve bilimci bir davranış ve zihniyeti yansıtmasıdır. Bunun
anlamı ise milli, milletlerarası sorunlara duygusal ve dogmatik açıdan , peşin hüküm ve kalıplarla değil, akılcı, bilimci ve pragmatik bir
yaklaşımla eğilmektir. Genel olarak bu yaklaşımlarda insanlığın karşılaştığın her türlü sorunlara çare bulmak için , durum ve
şartlar her çareye başvurularak incelenip gözden geçirilir,gerçeklere ve ihtiyaçlara uygun tartışma ve muhakeme sonunda bir karara varılarak uygulamaya başlanır. Burada egemen olan unsurlar mantık ve akıldır. Akılcılık , insanların doğru karara
varması ve başarılı uygulamalar yapması için sağlam fikirlere sahip olmalarını ister. “Fikirler anlamsız ,mantıksız,
boş sözlerle dolu olursa , o fikirler hastalıklıdır. Aynı şekilde sosyal hayat akıl ve mantıktan uzak , faydasız ,
zararlı ve birtakım inançlar ve geleneklerle dolu olursa felce uğrar.” Ayrıca toplumu harekete geçiren bir liderin düşünceleri görüşleri bütün bireylerin yaşama ilkesine uygunsa , bütün bireylere mutluluk sağlayacak nitelikteyse ,
onları aydınlatabilecek durumdaysa sürükleyici olur. Atatürkçülüğün gerçekleştirdiği bütün eserlerin temelinde sağlam düşünce , akıl ve hareket vardır. Atatürk “ Akıl ve mantığın çözümleyemeyeceği mesele yoktur.” diyerek bunu vurgulamıştır. Atatürkçülük’ te “ Bu dünyada herşey insan kafasından çıkar. Bir insan
başının ifade etmeyeceği hiçbir şeyi düşünemiyorum.” ifadesi ile akılcılığın
sorunları çözmede daima başarıyla uygulanabileceği ifade edilmektedir. Atatürkçülüğe göre akılcılıkta “Insanların hayatına , faaliyetine egemen olan kuvvet , yaratma ve icat yeteneğidir .” Bütün ilim
adamları , sorunların tespit ve çözümlenmesine uğraşanlar , bütün fertler, bilimsel yöntemlerle inceleme yapanlar yaratıcı bir biçimde düşünmezlerse , gerçek , müsbet anlamda bilimsel yöntemi kullanmamış olurlar. Dikkatli , her konuyu inceleyen , araştıran bilimsel araştırma ve problem çözme yöntemi akılcı yöntemlerdir. Atatürkçülük’ te akılcılık , terbiye
edilmiş insan zekası ile bilim ve teknoloji bir bütün olarak ele alır. Zekanın terbiyesi kültür ile mümkündür. Atatürk “Bizim akıl , mantık, zeka ile hareket etmek en belirgin özelliğimizdir. Bütün hayatımızı dolduran olaylar bu gerçeğin delilidirler.” diyerek Türkiye Cumhuriyeti’nin meydana getirilmesinde yapılan her aşamada akılcılığın nasıl kullanıldığını dile getirmiştir. Atatürkçülükte akılcılık , insan ilişkilerinde ve faaliyetlerinde kullanılmaktadır. Atatürkçülük ; akılcılığa ,bilim ve teknolojiye dayanarak ,Türk Devleti hayatını , eğitim sistemini ,fikir hayatını ,ekonomik
hayatı ve bunların değerlerini ,hedeflerini ,toplumsal ve hukuksal yapısını , yönetim esaslarını tespit etmiştir. Bütün faaliyetlerin başlangıç
noktası , konulara akılcı bir yoldan yaklaşmak olmuştur. Atatürk eğitim müesseselerinde “Kitapların cansız teorileriyle
karşı karşıya gelen genç beyinler öğrendikleriyle memleketin gerçek durum ve çıkarları arasında ilişki kuramıyorlar. Yazarların ve teorisyenlerin tek
taraflı dinleyicisi durumunda kalan Türkiye ‘nin çocukları hayata atıldıkları zaman bu ilişkisizlik uyumsuzluk yüzünden tenkitçi ,karamsar ,milli
şuur ve düzene uyumsuz kitleler meydana getirirler.” sözü ile fikri gelişmenin tesisinde de akılcılığın ,gerçekçilik, yapıcılık ve maddi sonuçlar almak olduğunu açıklamıştır. Atatürkçülükte akılcılık ,güncel problemlerin çözümlenmesi için gayret sarfedilmesini , ileriye dönük ,araştırmalar içinde bulunulmasını ve muhtemel gelişmelere ait doğru yorumların yapılmasını da kapsamaktadır.bu yönden ileri görüşlü ,geleceğe yönelik ,inkılapçı olmak Atatürk akılcılığının bir gereğidir. Bir milletin sağlıklı bir
şekilde yaşaması ve refah seviyesini daima yükseltmesi o milleti oluşturan kişilerin akıl gücü ve akılcılığı
kullanmaları ile doğrudan ilişkilidir. Atatürkçülükte kişilerin bilgili kılınmasıyla milletin sağlamlığı gerçekleşir. “Kişiler düşünür olmadıkça , hangi haklara sahip olduğunu anlamadıkça ,kitleler istenilen yöne ,herkes tarafından iyi veya kötü yöne yöneltilebilirler. Kendini kurtarabilmek için her kişinin geleceği ile bizzat ilgilenmesi lazımdır. Aşağıdan yukarıya ,temelden çatıya doğru yükselen böyle bir müessese elbette sağlam olur.
Şüphe yok, her işin başlangıcında aşağıdan yukarıya doğru olmaktan ziyade , yukarıdan
aşağı olması zorunluluğu vardır.” Atatürk’ün bu sözlerinde , ülkemizin bu güne kadar maruz kaldığı iç tehlikelerde bilinçsiz, inançsız kişilerin oynadığı rolü görmek mümkün olduğu kadar, ülkede birlik ve bütünlüğün sağlanmasında ve iç tehlikelerin önlenmesinde güçlü, sağlam ve akılcı bir devlet otoritesinin ne kadar gerekli olduğunu görmek mümkündür. Akılcılık , faaliyetlerin düzenlenmesinde , sorunların tespit ve çözülmesinde kullanılan yöntemleri ve yöntemleri kullanan kişileri kapsamına alır. Bunlardan yalnız birinin akılcı
olması sonuç olmaz. Akılcılıkta karara varmada kullanılan bilgiler ve yöntemler gerçeklere
uymalı ve bilimsel olmalıdır. Akılcılık , kişilere sorumluluklar verilmesini , vazifelerini yaptıklarından ve yapamadıklarından sorumlu olmalarını ve sorumluluktan korkmamalarını öngörür.
Başarı için , vazifelilerin girişimlerde bulunmaları , bu girişimlerden
korkmamaları, tek endişelerini yaptıkları icraatın isabetli olup olmadığı teşkil etmelidir. Akılcılık, kişilerin ; çıkarlarından , bencil emellerinden sıyrılmış, aklında ,kanında ,vicdanında cevher olan ,
canlı ve alevli ideallere sahip olmalarını öngörür. Atatürk , geleceğin Türkiye’sini ve onun Cumhuriyetini sağlam temellere oturtmak ve daima ileriye , yeniye ve güzele gidişini sağlamak için akıl ve mantık
kuralları çerçevesinde hareket etmiş , bağnazlığa ,yobazlığa , boş inançlara , diğer bir
deyiş ile akıldışıcılığa karşı çıkarak , bugünkü çağdaş Türkiye’nin kurulmasını ve gelişmesini sağlamıştır. Sonuç olarak ; Atatürk “Ben manevi miras olarak hiçbir âyet , hiçbir doğma , hiçbir
donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım ilim ve akıldır. Benim Türk Milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra ,beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver ( eksen ) üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse , manevi mirasçılarım olurlar.” demek suretiyle ilme ve akla verdiği önemi bir kere daha vurgulamıştır. 5. ATATÜRK’TE AKILCI VE MATEMATIKSEL DÜŞÜNME Akılcılığı ,
Batı’ da bir felsefi akım olarak yerleştiren iki büyük düşünürün , R. Descartes ( 1596 – 1650 ) ve I . Kant (1724 – 1804)’ın
aynı zamanda büyük matematikçiler olmaları gibi, Türkiye’ de akılcılık ve bilimsel düşünme
çağını açan bir büyük insanın , Mustafa Kemal Atatürk’ ün de matematikçi olması bir
rastlantı değildir. Çünkü böyle bir akımın yerleştirilmesi başarısını, ancak onun temel niteliğini yetkin biçimde
taşıyan bir insan gerçekleştirebilir. Bundan dolayı, seçkin akılcı bir kişinin ,
aynı zamanda seçkin bir matematikçi olması , başarısını olağanüstü kılabilir. Akıl ve bilim
kavramları , O’nun düşüncelerinde çoğu kez birlikte kullanılmış ve önemleri birlikte vurgulanmıştır. Bunu kesinlikle bilinçli olarak yapmıştır. Nitekim O , bir konuşmasında , “Benim manevi mirasım bilim ve akıldır.” demiştir. Atatürk’ün düşüncelerinin yapısında , rasyonel düşünme , matematiksel düşünme , bilimsel düşünme çok belirgindir. Atatürk bir konuyu, bir sorunu işlerken matematikçi mantığı ile değişik olasılıkları ve çözümleri irdeleyip değerlendirmiştir. O, kimi düşüncelerini açıklarken niceliksel terimleri yani matematiksel
kavramları özellikle kullanmıştır. Matematiğin , ulusal eğitimimizdeki büyük önemini öncelikle vurgulamıştır. O’nun , özgün, kısa ve özlü anlatımı , matematikçi mantığına dayanmaktadır. Çünkü matematiksel bir ifade de , hiçbir terim,rasgele biçimde yer alamaz ,çıkarılamaz , değiştirilemez. Nitekim O’nun düşüncelerinde hiçbir sözcük , hiçbir cümle rasgele kullanılmamış, belirli bir mantıksal dizilim içinde bütünleşmiştir. O’nun hangi konuya ilişkin olursa olsun tanımları, tıpkı geometri tanımları gibi , sadece gerekli
kavramları yeterli biçimde içermektedir. 6. ATATÜRK’ ÜN AKILCILIK
ILE ILGILI SÖZLERI Akıl ve mantığın halletmeyeceği mesele yoktur. Bizim akıl, mantık, zeka ile hareket etmek belli özelliğimizdir. Bütün hayatımızı dolduran vak’alar bu hakikatin delilidirler.
Şuur; daima ileriye ve yeniliğe götürür, ricat kabul etmez bir haslet olduğuna göre , Türkiye Cumhuriyeti
halkı , ileriye ve yeniliğe uzun adımlarla yürümekte devam edecektir; şuura illet târi olmadıkça geri gitmek veya durmak hatıra bile gelemez. Bu dünyada herşey insan kafasından çıkar. Bir insan
başının ifade etmeyeceği hiçbir şeyi tasavvur edemiyorum. Fikirler manasız ,mantıksız ,boş sözlerle dolu olursa , o fikirler hastalıklıdır.
Aynı şekilde sosyal hayat akıl ve mantıktan uzak , faydasız ,zararlı ve birtakım inançlar ve geleneklerle dolu olursa felce uğrar. Fikirler zorlama ve
şiddetle , top ve tüfekle asla öldürülemez. Büyük hadiseler, fikirlerde büyük inkılaplar yapar. Bir heyeti içtimaiyenin mutlaka maşeri bir fikri vardır. Eğer bu her zaman ifade ve izhar edilemiyorsa , onun ademi mevcudiyetine hükmolunmamalıdır. O fiiliyatta behemehal mevcuttur, varlığımızı istiklalimizi kurtaran bütün ef’al ve harekat , milletin müşterek fikrinin , arzusunun , azminin yüksek tecellisi eserinden başka bir
şey değildir. Fikir hazırlıkları , seferberlikte asker toplamak için olduğu gibi davul zurna ile temin edilemez. Fikir hazırlıklarında gösterişsiz çalışmak , kendini silmek ,
karşısındakine samimi bir kanaat ilham etmek lazımdır. Bütün ilerlemeler , insan fikrinin eseridir. Fikri harekete getirmek birinci işimiz olmalıdır. Bir kere millet benliğine hakim olsun ve düşünebilsin , yeter ! Başlangıçta
hatalı düşünse de , az zaman sonra bu hatayı düzeltebilir... Fikir bir kere faaliyete
başladı mı , her şey yavaş yavaş intizama girer ve düzelir. Fikrin serbest hareketi ise ancak ferdin düşündüğünü serbest olarak söylemek , yazmak ve verdiği karara göre her türlü teşebbüse girebilmek serbestisine sahip olmakla mümkündür.
|