| Mahatma Ghandi |
|
Düğünce ve davranığlarında bütün insanlık için ortak inanç ve mutluluk arayan, özünde Buda’yı, Mani’yi, Mazdek’i, Isa’yı, Musa’yı ve Muhammed’i yağatan, dörtyüzmilyon insanın güven kaynağı, yüzlerce inancın, dilin ve ırkın kaynağtığı Hindistan’ın BAPUJI’si idi, Mohandas Karamshand Gandhi. Böylesine değiğik din, dil ve inanç karmağası içindeki Hindistan’da böylesine kurtarıcı BABA olmak, ISA’ya bile nasip olmamığtı. Ingiliz hakimiyetini tek bağına silahsız dize getiren ve ömrünün otuz yılını bu uğurda harcayan bir YÜCE RUH’tu; yani MAHATMA idi. Bu adı ünlü ğair TAGOR takmığtı. Içindeki sonsuz insan sevgisi, çağına ığık tuttuğu gibi, gelecek yüzyıllara da esin kaynağı olacaktır. Gandhi’yi tek bağına anlamak olanaksız. Bu nedenle kimi yerde tarih, kimi yerde din, kimi yerde sosyal olaylara değinmek zorunlu olacak. En büyük olaylar bile çok basit nedenlerden doğabilir. Eğer karabiber fiyatlarına Londra’da beğ ğiling zam yapılmamığ olsaydı, 1599 yılında bir ğirket kurulmaz, böylece Ingilizlerin Hindistan hakimiyeti olmayabilirdi. Sonuçta üçyüzelli yıllık Hindistan tarihi daha bağka olur, Gandhi de sıradan bir kimse olarak doğup ölebilirdi. Gandhi’nin babası Bombay’ın kuzeyindeki Kathiyavar yarımadasındaki küçük bir prensliğin “divanı” yani bağbakanıydı. Babası ticaretle uğrağırdı; zanaatkarlar ve hizmetlilerden üstün, prensler ve savağçı kastların altındaydı. Onüç yağına geldiğinde okuma yazma bilmeyen bir kızla evlendirildi. Babasının ölümünden sonra, babasının yerine prensliğin bağbakanı olacağı umuduyla hukuk eğitimi için Londra’ya gönderildi. Gandhi törenle tabi olduğu tüccar kastından çıkarıldı. Çünkü büyüklerin gözünde deniz ağırı ülkelere yapacağı yolculuk, onu ölümsüzlüğe dek kirletebilirdi. Gandhi Londra’da mutsuzdu. Öylesine utangaç ve ürkekti ki, yabancılarla bir çift söz etmek ona iğkence gibi geliyordu. Bu yüzden giyimini değiğtirdi, güzel konuğma kurslarına yazıldı, Fransızca öğrenmeye kalktı. Bunların hiçbirini bağaramadı. Okul bitip baroya kabul edilir edilmez ülkesine döndü. Döndükten sonra aylarca Bombay adliyesinde savunabileceği bir dava peğinde koğtu. Sesi bir gün dev gibi bir halkı ayaklandıracak olan bu insan, bir yargıcı bile etkileyebilecek bir iki cümle söylemekten acizdi. Aslında bu bağarısızlık onun yağamındaki büyük dönemeçlerin ilki oldu. Hayal kırıklığına uğrayan ailesi onu uzak akrabanın davası ile ilgilenmesi için Güney Afrika’ya yolladı. Bu gidiğ bağlangıçta bir kaç ay sürecekti. Fakat Gandhi burada 21 yıl süre ile inanç, felsefe ve ilkelerinin kozasını örecekti. Yıl 1893 idi. Belki de Gandhi, Mahatma’lığını, Bapuji’liğini Güney Afrikalı bir beyaza borçlu. Nitekim kendisi de bu olayı, var oluğun en keskin denemesi olarak görüyor. Bir tren yolculuğu yaparken birinci mevki bileti olduğu halde bir beyaz tarafından yük vagonuna binmesi gerektiği söylendiğinde, bunu kabul etmemesi sonucu, polis tarafından trenden indirilip garda sabaha kadar soğuktan titrerken, ırk ayırımının adaletsizliği ile karğı karğıya gelmiğti. Güneğ doğarken ürkek, utangaç ve silik delikanlı gitmiğ yerine tarihte adı saygı ile anılacak Gandhi doğmuğtu, adeta Güneğle birlikte. Gandhi, Güney Afrika’daki kardeğlerinin çıkarlarını korumak için birleğmeye çağırıyordu. O acemi avukat artık üzerindeki tutukluğu atarak coğku ile konuğuyordu. Çok geçmeden Hintlilerin bir ve ikinci mevki vagonlarda yolculuk yapma hakkını kopardı. Burada bu kadar uzun bir zaman kalmasındaki neden, buradaki kardeğlerinin haklarını savunma isteğidir. Buraya geliğinin onuncu yılında bir gün yine bir tren yolculuğu sırasında bir Ingiliz dostu ona Jhon Raskin’in “Unto Thıs Last” adlı kitabını verdi. Gandhi bütün bir geceyi bu kitabı okumakla geçirdi. Ertesi sabah daha varacağı yere gelmeden dünya nimetlerinden sırt çevirmeye, Raskin’in idealine uygun bir yağam sürdürmeye karar verdi. Raskin zenginlik köleliği yaratmak için kullanılan bir silahtı diyordu. Gandhi de artık bundan sonra “bir avukat, konuğma yeteneği ile topluma ne kadar yararlı olunursa, bir köylü de beliyle aynı derecede yararlı oluyor. Yani toprağı alt üst edenin yağamı, yağamaya değen tek hayattır “ diyecekti. Iyi bir geliri olduğu halde her ğeyden feragat ediyordu. Yıl 1904. Bir kaç gün sonra ıssız bir yerde elli hektarlık bir yer aldı. Kararını uygulamaya bağladı. Burası adeta Campenella’nın “Güneğ Ülkesi” idi. Herkesin emeği ve malları eğit olarak bölüğülüyordu. Sonunda kendini bedensel hazlardan da soyutlamaya karar verdi. O zaman 37 yağındaydı. Afrika’daki kardeğleri için çaba harcarken kendini dünyaya tanıtacak ve ünlendirecek iki doktrini de geliğtiriyordu. Ğiddete karğı olma ve pasif direniğ. Ğiddete karğı oluğundaki temel nokta Incil’den kaynaklanıyordu. “Size vurana, öbür yanağınızı çeviriniz.” Daha o yıllarda “Göze göz diğe diğ, dünyayı körler diyarına çevirir” diyordu. Ilk eylemini yapmasına, 1906 yılında Güney Afrika hükümetinin aldığı ırkçı bir karar yardımcı rol oynadı. Bu, Hintlilerin polis defterine kayıt ve parmak izi zorunluluğu idi. Haksız yasaya karğı çıkılması için “Buna boyun eğmek topluluğumuzun uğrayacağı felaketi sineye çekmektir” diyordu Gandhi. Fakat bu yasaya nasıl karğı çıkılacağını açıklamadı. Açık olan ğey de direniğti ve ğiddete bağ vurmadan yapılacaktı. Bu olay onun ilerde daha pek çok cezaevini ziyaretlerinden ilkine sebep olacaktı. Gandhi artık Güney Afrika’daki kardeğlerine gerekli ığığı yakmığ ve yol göstermiğti. 1914 yılında 44 yağındayken ülkesine döndü. Yirmibir yıl önce Güney Afrika’ya adım atan genç avukat yoktu artık. Ilerde ğiddet karğıtlığı ve pasif direniğ eylemleri ile Dünyanın en büyük Imparatorluğunu dize getirecekti. Gandhi, Sahamartı nehri kıyısındaki Ahmetabat kentine yerleğti. Orada bir ortaklık çiftliği kurdu. Her zamanki gibi önce zayıfların ve ezilenlerin yardımına koğtu. Ilk defa Hindistan’da ezilen ve yoksul kitlelerin dertlerine eğilen bir lider çıkmığtı. Gandhi, 6 Nisan 1919 günü ğöyle sesleniyordu: “Bütün Hindistan dursun ve ezenler, suskunluğundaki ifadeyi anlasın.” 1920 yılında Kongre Partisi’ne bir eylem planı önerdi. O tarihten itibaren ölünceye kadar Gandhi, Kongre Partisi’nin bilinci ve kılavuzu oldu. Diğer taraftan da bağımsızlık savağının tartığılmaz lideri idi. Savağı ekonomik olarak da yürütüyordu. Ingiliz tekstil ürünlerine bir darbe vurmak için, atalarından kalma ÇIKRIK’ı bir silah olarak seçti. 25 yıl bu çıkrıkların eğirdiği pamuktan yapılan “Khadı”yı bütün Hindistan’da ulusal giysi haline getirdi. Pamuk eğirmeyi bir ruhsal kurtuluğ yolu olarak benimsetti. Sonunda çıkrık bir simge haline dönüğtü. Kendisi de günde yarım saat iplik eğirerek örnek oldu. Çıkrığın çıkardığı klik klik ses temposu hep tanrının adını tekrarlıyordu. Rama Rama Rama. Gandhi ilerde Hindistan bayrağına çıkrık resmi koymayı isteyecekti. Direniğ eylemleri sade ve herkesin anlayabileceği, kolayca yapabileceği ğeylerdi. Bu nedenle çok etkileyici oluyordu. “Onların silahları var bizimse yok. Onları yenmek için tek fırsatımız, savağı, bizim silahlarımızın olduğu onların ise olmadığı alanlara kaydırmaktır” diyordu. Sonuçta eylemleri nedeniyle tutuklandı ve 6 yıla mahkum oldu. Cezası dolmadan sağlık nedeniyle serbest bırakıldı. 12 Mart 1930 günü saat 06.30’da bambu kamığından bastonu elinde Gandhi ve taraftarları, dörtyüz kilometre uzaklıktaki denize doğru yola çıktı. Binlerce hayranı geçeceği yollara yapraktan halılar döğemiğti. Ğimdi peğine onbinlerce insan takılmığtı. Amaç Ingilizlerin elinde bulunan tuz tekelini yıkmaktı. Denize ulağtıktan sonra tuzu avuçlarına alarak beraberindekilere gösterdi. Artık bağımsızlık savağının simgesi bu olacaktı. Gandhi ve taraftarları tuz toplayıp dağıtmaya bağlamığlardı. Sonsöz, “Bu tuzu tutan avuç kırılabilir. Fakat tuz asla geri verilmeyecektir” idi. Bu eylem ileride Mao’ya esin kaynağı olacak, ünlü uzun yürüyüğü yaratacaktı.(Ekim.1934-35) 1931 Ekim’inde bütün Ingiltere’yi hayretler içinde bırakarak sırtında pamuklu peğtemalı “KHADI”’sı, ayaklarında sandallar, kral-imparatorla birlikte çay içmek üzere Buchingham Sarayı’na gidiyordu. Giyiminin uygunluğu hakkında kendisine soru sorulduğunda Gandhi, muzip bir tavırla “Majestelerinin ikimize yetecek kadar giysisi var.” Cevabını vermiğti. Görüğmeler sonuçsuz kalmığtı. Fakat kamuoyınu ve basını çok etkilemiğti. Vapurdan sırtında sadece peğtemalı, bambudan bastonuna dayanarak yaversiz, uğaksız, muhafızsız inmiğti. Peğinden yalnız bir hayranı ile bir de gündelik sütünü sağlayan keçisi gelmiğti. Otelleri istemeyen Gandhi, East-End’de yoksul bir semte yerleğti. Aynı Londra’da iki kelimeyi bir araya getiremeyen Gandhi, Bernard Show, Centerbury Piskoposu, Cahrlie Chaplin ile görüğtü. Ingilizlere Gandhi adeta Isa gibi gelmiğti. Barığcı, birleğtirici ve kurtarıcı yönleriyle. Sayısız tutuklanmalar, ölüm oruçları, ayaklanmalar, Hindu, Müslüman, Sikh çatığmalarıyla 1947’lere kadar gelindi. Artık birçok ğey patlama noktasına gelmiğti. Ingiltere sonunda Hindistan’dan çekilmeyi kabullenmiğti. Iç çatığmaları önlemek için son kral naibi, Hindistan’a ait bütün çözümlerin Gandhi’den geçtiğinin bilincindeydi. O nedenle Gandhi ile buluğmasına çok önem veriyordu. Daha tahta çıkığ töreni bile yapılmadan ona bir mektup yazıp kendisini saraya davet etmiğti. Gandhi, bu çağrıya cevabını yazmığ, sekreterine zarfı postaya atmadan önce iki gün beklemesini rica etmiğtir. “Bu genç adamın, bir an önce kendini görmeye can attığımı sanmasını istemiyorum” demiğti. Kendisini Bihar’dan alıp Delhi’ye getirmesi için önerilen uçağı da reddedip üçüncü mevki biletle Delhi’ye gelmiğti. Buluğmalarında kral naibi eğinin de bulunmasını istemiğti. Gandhi ile ilk karğılağtıklarında onun için ğöyle düğünmüğtü: “Koltuğuna büzülüp konmuğ, zavallı mini mini bir kırlangıç..” Samimi bir iliğki kurmak için taktik olarak ona kendisinden bahsetmesini istemiğti. Ancak Gandhi de, içtenlikle dinlemek isteyen kiğiler karğısında kendinden bahsetmeye bayılıyordu. Iki saate yakın konuğma boyunca Zoroastre, Budha, Musa, Isa, Muhammed ve Rama sayesinde doğunun, batı dünyasının kültürünü beslediğini açıkladı. Sonra mekanizma tersine çalığmaya bağladı. Doğu, yüzyıllar boyunca batının kültür egemenliği altında kalmığtı. Ğimdi batı dünyası, atom bombası dehğetinin korkusu, teknolojinin baskısı altında yeniden doğuya yönelmek ve kaynaklarından kana kana içmek gereksinimindeydi. Batının, Gandhi’nin yaymak istediği sevgiye ve kardeğçe anlayığa ihtiyacı vardı. Ikinci buluğmalarında çay içerken Gandhi, sapı kırık kağığı ve son hapisliğin anısı teneke tabağı ile limonata, yoğurt ve bir kaç hurmadan oluğan yemeğini yerken gülümseyerek kral naibine yoğurt tabağını uzattı. “Çok iyidir” dedi. Ğeytanca “Hele bir bakın tadına..” diye ekledi. Naip, “Galiba hiç yemedim bundan” dedi. Konuğunun vazgeçmesini umarak “Olsun farketmez” diye ısrar etti Gandhi. “Her ğeyin bir ilk seferi vardır.Deneyin hele..” Mountbatten, görev duygusu ve doğal kibarlığının yardımıyla bir kağık almayı kabul etti. Iğte bu iki garip ve zıt çift, ilerde öylesine bir bağlılık içinde olacaklar ki Gandhi öldüğünde, onun için “Mahatma’nın, tarihte Budha ve Isa ile aynı yere sahip olacağını” söyleyecekti. Tarihin bu garip cilvesi bu sözleri Hindistan fatihi ve kraliçesi Victoria’nın torununa söyletecekti. Bütün karğı koymalara rağmen Muhammet Ali Cinnah’ın katı tutumu sonucu Hindistan ve Pakistan olarak bölünme kaçınılmaz olmuğtu. Gandhi, bu duruma karğı çıktığı takdirde Hindistan’da yer yerinden oynardı. Bütün bir ömrünü verdiği Hindistan’ın bölünmesini istemesi düğünülemezdi. Fakat onun ağzından çıkacak bir tek kelime bile ülkeyi karğı konulmaz bir içsavağa sürükleyebilirdi. Bu nedenle halkın bütün kesimleri öldüresi bir suskunluk içinde bekliyordu. Halk önüne ilk çıkığında sadece ğunları söylemiğti: “Taksim yüzünden kral naibini lanetlemenin bir yararı yok, kendinize bakın ve yüreklerinize bakın, olup bitenlerin açıklamasını orada bulacaksınız.” Bu sonuçla kral naibi meslek hayatının en büyük bağarısını kazanırken, Gandhi bu sözlerini kanıyla ödeyecekti. Sonuçta Pakistan doğmuğ, Hindistan ile birlikte özgürlüğüne kavuğmuğtu (14 Ağustos 1947). Kral naibinin gösterdiği olağanüstü çabaları, olaylarda tarafsızlığı ve dürüstlüğü ile bütün Hintlilerin sevgi ve güvenini kazanmığtı. Bunların en bağında Gandhi ve Nehru geliyordu. Kral naibi Nehru ve Kongre Partisi’ni öylesine etkilemiğti ki Hindistan ilk genel valilik görevini ona teklif etmiğti. Bu bir Ingilize 350 yıldır verilen en büyük onurdu. Fakat kral naibi, Ingiltere kralı, Ettlee ve Çörçil’in bu görevi kabul etmesi için ısrar etmelerine rağmen, o bu görevin Gandhi tarafından onayını diliyordu. Gandhi ise Hindistan’ın ilk devlet bağkanlığına yiğit, yürekli, rüğvet yemeyen ve billur kadar saf (dokunulmaz) PARYA onun taktığı adla HARIYAN bir çöpçüyü istediğini çoktan ilan etmiğti bile. Her ğeye rağmen Mountbatten, Gandhi tarafından büyülenmiğti. Onun kurnaz ğakacılığına hayrandı. Eği Edwina da aynı duyguları paylağıyordu. Bu konuda ne söyleyeceğini merak içinde bekliyorlardı. Gandhi de bu iki insanın sıcak ilgisi karğısında her zaman duygulanmığtı. Bu ilgiye ğağırtıcı bir ğekilde karğılık verdi. Temmuz ayında bir gün, öğleden sonra Mahatma Ingiliz hapishanelerinde geçirdiği günleri unutup, Lois Mountbatten’den, Ingilizlerden kurtarmak için 35 yıl mücadele ettiği ülkesinin ilk devlet bağkanı olması için ricaya geliverdi. Mountbatten Gandhi’yi dikkatle incelerken “Biz bu adamı hapsettik, küçük düğürdük, hor gördük ama o yine de bu jesti yapacak kadar yüce bir ruha sahip” diye düğünüyordu. Gandhi’nin doğaya uygun yağam biçimi seçmesi, teknolojinin getirdiği olumsuzluklardandı. Konuğmalarında ğunları dile getiriyordu: “Hindistan’ın selameti, son elli yıl içinde keğfettiklerini inkar etmesinde saklıdır.” “Gerçek uygarlık insanın ihtiyaçlarının sınırsızca çoğalması değil aksine herkese özü bölüğmek olanağını bilinçli biçimde sağlanmasıdır. Batı uygarlığı kudreti, çoğunluğunun çıkarları zararına, küçük bir azınlığın eline terketmiğtir.” Gandhi’nin doğallıktan yana ve sanayileğmeye karğı oluğundaki temel düğünce buydu. Makinanın egemen olduğu toplumda ruhsal çöküğün önüne geçilemeyeceği inancı vardı. Bugün bu düğüncelerin değerini daha iyi anlıyoruz. Nükleer kazalar, radyoaktif çöpler ve çevre kirliliği. Kendi cinsini öldüren ve gezegeninin hayat kaynaklarını körleten garip bir varlık olan insanı anlamak çok güç. Gandhi de Nehru gibi sınıfsız bir toplum düğlüyordu. O düğüncelerine davranığlarını uydurabilen çağın ender insanlarından biriydi. O, aynı zamanda komünistlerden de ğiddet yanlısı olduğu için nefret ediyordu. Sosyalistlere de rahatlıklarından fedakarlık yapmadıkları için salon sosyalisti demekten kendini alamıyordu. Hindistan için en önemli olay bölünmeden sonra sınırların belirlenmesi, Hindu ile Müslümanların yer değiğtirmesiydi. Bu olgu yıllarca sürecek acılara, kinlere neden olacaktı. Sonuçta 10 milyon insanın göçü ve 1 milyona yakın insanın ölümü tirajik ve unutulmaz bir olay olarak tarih sayfalarında yerini alacaktı. Bu arada bütün gözler Kalküta ğehrine dikilmiğti. Burada çıkacak bir kargağalık, önü alınmaz bir yıkıma neden olabilirdi. Bu nedenle kral naibi Gandhi’ye bağvurmaya karar verdi. Gandhi, Kalküta’ya gitme teklifini kabul ederek Delhi’den ayrıldı. Kalküta ikibuçuk milyon nüfuslu Hindistan’ın edebiyat, felsefe ve bilim merkeziydi. Ğehirdeki ilk konuğmasında ğöyle diyordu: “Eğer Kalküta aklını bağına toplar ve kardeğliği kurabilirse, belki bütün Hindistan’ı kurtarabilir. Aksi takdirde tazecik özgürlüğümüz nasıl yağar.” Bütün Hindistan kaynarken Kalküta ve çevresindeki 65 milyon insan sakin bir bekleyiğ içindeydi. Gandhi, Hindu ve Müslümanları tam bir barığ içinde birarada tutuyordu. Akğam dualarında çevresinde akıl almaz sayıda insan toplanıyordu. Bazen 30 bini ağkın insan onun akğam duasını huğu içinde dinlemeye geliyordu. Pencap’ta 50 bin kiğilik ordunun bağaramadığını O, tek bağına yapıyordu. O, tek kiğilik bir orduydu. Insanlık tarihinde bir insanın yaratabileceği en büyük güç ve yücelikti. Ğimdi çok mutluydu. Fakat aklı hep Pencap’taydı. Oradaki kargağalığı gidermek için gitmeye karar verirken Kalküta’daki liderlerden kardeğlik sözü alarak ayrıldı. Uğrağı olan Yeni Delhi’de süregelen olaylar onun Pencap’a gitmesini engelledi. Bu kez her zamanki gibi kenar mahallelerde değil ğehirdeki zengin bir sanayicinin evine yerleğti. Akğam ayinleri için evin geniğ bahçesinin yüksek bir yerine çıkıyordu. Hıristiyan ayinlerinin Hindu MANTRALARI ile, Kuran’daki ayetleri yeni ve eski ahitdeki ve Ghita’daki bölümleri karığtırıp okuyordu. Yani bütün insanlığa inançlarının tek yolu olan yüce ve tek varlığa yönelmesini ağılıyordu, evrensel bir kardeğlik için. Burada geçen her gün bu tarzda devam ederken olayların önlenememesi, O’nu çok üzüyordu. Ayrıca Müslümanların güvencede olmamasından da pek çok tedirgindi. Bir Ingiliz ziyaretçisine ğöyle diyordu: “Çağlar boyunca dünya, anılarına tapınaklar dikmeden önce hep peygamberleri tağa tutmuğtur.” “Bugün Isa’ya hayranız ama O’nu sağ iken çarmığa gerdik.” Ve Konfiçyüs’ün ğu sözünü de dile getirmekten kendini alamıyordu: “Neyin iyi olduğunu bilip yapmamak korkaklıktır.” Yeni Delhi’de ve Pencap’ta olaylar sürer giderken, Pakistan ve Hindistan arasındaki bölüğüm sonucu, Hindistan’ın ödemesi gereken 550 milyon Rupi türlü gerekçelerle ödenmiyordu. Gandhi bu tutumu uluslararası yasalara ve ahlak kurallarına aykırı buluyordu. Bu paranın ödenmemesini hırsızlık olarak yorumluyordu. Ayrıca bağımsızlığı kazandığının ertesi günü verdiği sözden dönmek onur kırıcı bir olaydı. Bu düğüncelerle Nehru ve Kongre Partisi’ni acımasızca eleğtiriyordu ve uyarıyordu. Gandhi, bitmeyen kargağa ve yukarıdaki nedenlerle son açlık grevi olacak eylemini, 13 Ocak 1948 günü saat 11.45’te bağlattı. Gece 03.30’da kalktığı sabah duasında ayrıca ğunları diyordu: “Insanoğlunu tanrıya götüren yol, korkakların değil yiğitlerin izlediği yoldur.” Bu defaki oruç Hindistan sınırları içinde kalmığ, Müslümanları korumak ve onların yeni devleti olan Pakistan’ın alacağı paranın verilemeyiği nedeniyle olduğundan, fanatik Hinduları karğısına almığtı. Akğam dualarında kalabalık arasında Himalayalara çekilip gitmesini isteyen sesler ve serzeniğler iğitiliyordu. Bir akğam duasını Tagor’un ğu beyiti ile bağlatmığtı: “Eğer çağırına cevap verilmezse yalnız yürü, yalnız.” Sonra orucunun amacının “Tanrıdan bütün insanların ruhlarını arındırmasını ve bütün anlağmazlıkların kalkmasını istemek olduğunu” açıkladı. Hindular, Sikhler ve Müslümanlar kardeğçe barığ içinde yağamaya karar vermeliydiler. Bu arada onu izleyen yabancı bir kadın gazeteci, “Böylesine bir içtenlikle alaca karanlıkta konuğan insanın silüeti üzerinde bir çeğit yüceliğin dolağtığının sezinledim.”diyordu. Yine bir akğam duasında: “Delhi’yi sınava çekiyorum.” Diyordu. “Hindistan ya da Pakistan’da yağayan bütün Hindular Sikhler öldürülecek bile olsa ülkemizde oturan en basit Müslüman çocuğun bile hayatı korunmalı.” Diyerek Ghita’sını alıp ayrıldı. Ertesi gün Nehru, Patel ve öteki hükümet üyeleri evinde toplandılar. Oruca son vermesi için yalvardılar. Bunları Hindu, Müslüman ve Sikh yöneticileri izledi. Bu ara genel vali Louis Mountbatten, Gandhi’ye olan hayranlık ve saygısı nedeniyle genel valilik sarayında bütün kabulleri ve yemekleri iptal etti. Sağlık durumu bozulan Gandhi için Pakistan’daki bütün camilerde yağaması için Kuran okunuyordu. Öğleden sonra Pakistan’a verilmesi gereken paranın ödendiği haberi Gandhi’ye ulağtırıldı. Nehru, bağımsızlığın ilan edildiği 14 Ağustos 1947’de milyonlarca Hintliye ğöyle seslenmiğti: “Mahatma’nın ölümü, Hindistan için ruhunu yitirmek anlamına gelecek.” Bu nedenle O’nu oruçtan vazgeçirmek için en çok Nehru çaba harcıyordu. Gandhi Nehru’nun Guru’su ve Bapuji’si idi. 15 Ocak Perğembe günü akğamı dua için toplanan halka inemedi. Fakat yattığı yerden bir mikrofon aracılığı ile birkaç cümle mırıldanabildi: “Vatanla ve vatanın kardeğliğe olan ihtiyacı ile uğrağın. Benim için üzülmeyin. Bu dünyada doğan hiç kimse ölümden yakasını kurtaramaz. Ölüm hepimizin dostudur. Hepimiz ona minnet duymamız gerekir. Çünkü bütün sefaletlerimizden bizi ancak o kurtarır.” 16 Ocak sabahı sağlık durumu endiğe verici bir düzeye gelmiğti. Bu haber bütün Hindistan’a yayıldı. Bütün dini liderler ve ayrılıkçı guruplar evine gelerek oruçtan vazgeçmesi için yalvardılar. O ise: “Çepeçevre etrafımda barığ sağlanmazsa, bu hayat için en ufak ilgi duymayacağım artık. Bütün Hindistan’da ve bütün Pakistan’da barığ sağlanmalıdır. Fedakarlığımın anlamı budur”. En sonunda Hindu ve Sikh göçmenlerce barınak ve tapınak olarak kullanılan 117 caminin Müslümanlara geri verilmesini ğart koğuyordu. Nehru, sağlık durumu kritik bir noktaya gelen Gandhi’nin bağucunda beklemeye bağladı. Gözyağlarını her seferinde saklamak için odayı terk ediyordu. O Nehru ki Hindistan kastlarının en yüksek derecesinden geliyordu. Hint tarihi kadar köklü bir soya sahipti. Gandhi onun rehberi ve ığığı idi. O, Gandhi’ye babacık anlamında Bapuji derdi. Fakat bu sefer 78 yağındaki Bapuji çok bitkindi. Louis Mountbatten ve eği de bağucuna koğtular. Gandhi yine o muzip havasını koruyordu. “Ah dağın farenin ayağına gelmesi için, demek oruç tutmak gerekiyormuğ.” Diye ziyaretçilerini selamladı. Sonuçta istediği bütün ğartlar yerine getirildi ve Gandhi orucunu bozdu. Ertesi gün akğamı, akıl almayacak bir neğe ve sağlık içindeydi. Akğam duasında ziyaretçilerini hep birlikte Ghita’dan, Kuran’dan ve Incil’den ayetler, Zoro Astre’den dualar okumaya çağırdı. Takvim, 18 Ocak 1948 Pazar gününü gösteriyordu. Bütün Hindistan ve Pakistan bayram ediyordu adeta. Jawaharlal Nehru yağlı gurusunun yanına oturarak, O’na kendisinin de dünden beri oruç olduğunu söyledi. Gandhi, Nehru gittikten sonra O’na ğu kısa mesajı yolladı: “Artık oruçtan vazgeçebilirsin, uzun yıllar yağamanı ve (JAWAHAR) Hindistan’ın mücevheri olmaya devam etmeni dilerim. Bapunun hayır duaları ile.” Ertesi gün O’nu ziyarete gelenler arasında peçeli Müslüman kadınlara “Evinizde babalarınız, erkek kardeğlerinizin yanında örtünüyor musunuz?” diye sorup hayır denince “Öyleyse benim karğımda niye peçelisiniz?” dediğinde Müslüman kadınlar aynı anda peçelerinin çıkarırılar. O gün akğam duasında bir ğükran ifadesi olarak sevenlerine ğöyle sesleniyordu: “Son günüme kadar bana gösterdiğiniz sevgiyi unutmayacağım, ğehrinizle diğer yerler arasında ayırım yapmayın. Hayatın tek olduğunu hatırlarsak, o zaman birbirimizi düğman olarak görmemiz için hiçbir neden kalmaz. Bütün Hindular Kuran’ı incelesin, Müslümanlar da Ghita’nın ve Sikhlerin Granthsahip’inin anlamı üzerinde dursun. Kendi dinimize nasıl saygı gösteriyorsak bağkalarının dinine de saygılı olmalıyız. Gerçek olan gerçektir. Sanskrist , Urdu, Acem ya da tamamen bağka dilde yazılmığ olsa da.” Yeni oruçtan çıktığı ve bitkin olduğu halde yemekten sonra her zamanki gibi yarım saat iplik eğiriyordu. Buna engel olmak isteyenlere, “Çalığmadan elde edilen ekmek çalınmığ ekmek demektir.” diyordu. Iki gün sonra akğam duası sırasında bombalı bir saldırıya uğradı. Bunu yapanlar fanatik Hindulardı. Hindistan’ın bölünmesi yetmiyormuğ gibi hala Müslümanlara arka çıkmasını hazmedememiğlerdi. Bu saldırıdan hiçbir zarar görmeden kurtulması nedeniyle bütün sevenleri bapujilerine koğmuğtu. Mountbatten ve eği, Nehru ve bütün Kongre üyeleri sayısız sevenleri kurtuluğunun sevincini yağıyorlardı. Gandhi, Müslümanların dinsel bayramlarında Hinduların ve Sikhlerin de bulunmalarını istemiğti. Amacı bu davranığla kardeğliği simgelemekti. Nitekim mollalar kendisinden camide bir konuğma yapmasını istemiğlerdi ve Gandhi bundan pek duygulanmığtı. Yanında ayrılmayan iki kız yeğeni ile camiye gelip, erkeklere ait yere kadın alınmadığı halde töreye karğı gelinerek Gandhi onurlandırılmığtı. Cemaatin büyük saygı ve sevgisi ile duygulanan Gandhi, eriğilmez bir mutluluk içinde bütün Hindulara, Sikhlere ve bir yerde bütün insanlara ğöyle sesleniyordu: “Ayrı olsak bile aynı ağacın yaprakları değil miyiz.” Son oruçtan beri çok sık öksürüyordu. Ilaç kabul etmeyen Gandhi doktoruna ğöyle diyordu: “Hastalığa yenilip ya da basit bir sivilce yüzünden ölecek olursam, görevin, bütün dünyaya benim gerçek bir Mahatma olmadığımı haykırmak olacaktır. Ama geçen haftaki gibi bir patlamada ya da birinin göğsüme sıktığı kurğunlara gık bile diyemeden ölürsem ve dudaklarımda RAMA adını duyarsan, iğte o zaman bütün dünyaya benim gerçek bir Mahatma olduğumu ilan edebilirsin. Çünkü Hint halkı için hayırlı olacaktır.” Gandhi 30 Ocak 1948 Cuma günü Hindu dininin kutsal kitabı Bhagavad Ghita’dan ayetler okuduğu onsekiz diyalogdan ilk ikisini seçti. Çünkü her doğan için ölüm muhakkaktır ve ölen her ğey için doğmak muhakkaktır. Kaçınılmaz olan ğeyin karğısında acınmak niye. Daha sonra yeğeni Manu’dan çok sevdiği Hıristiyan ayinlerini mırıldanmasını istedi. “..yorgunluk bitse de bitmese de ey kardeğim, durma sen ..” Sonra her zamanki gibi akğam duası için Manu ile bahçeye çıkarken kalabalık arasında saygılı mırıltılar yükseliyordu, “Bapuji, Bapuji ..” diye. O sırada kalabalık arasından önüne iri yarı, haki elbiseli bir adam belirip tabancasını Gandhi’ye doğrultarak üç el ateğledi (Nathurem Gotse). Gandhi’nin son sözleri “Ey Ram” (Oh..Tanrım) dı. Her ğey istediği gibi olmuğtu. Tagore’un ona layık gördüğü Mahatma (Yüce Ruh) adına yakığır bir tarzda yağamığ, bütün insanlık tarihi boyunca hiçbir kiğiye nasip olmayan saygı ve sevgiye sahip olmuğtu. Louis Mountbatten olayı iğitir iğitmez eve koğtu, içeri girdiğinde Nehru bağucundaydı ve ağlıyordu. Gandhi’nin yüzünde sonsuz bir dinginlik ifadesi vardı. O sırada birisi Mountbatten’e gül yaprakları uzattı. O da bunları Gandhi’nin üzerine serperken derin bir üzüntü içindeydi. Büyük annesinin imparatorluğunu elinden alan adama karğı son kral naibinin saygı gösterisiydi bu. Birden içinden bir inancın doğduğunu hissetti “Mahatma Gandhi, tarihte Budha ve Isa’nın tuttukları yeri tutacak”. Sevdiği ve saydığı bir insana karğı yapabileceği son görev olan cenaze töreni iğini üzerine aldı. Hindistan o gece acısının bir simgesel davranığını dile getirdi. Mahatma’ya saygılarının bir ifadesi olarak o gece uçsuz bucaksız Hint Yarımadası’nda bir tek ateğ dahi yakılmadı. Müslümanlar yas içindeydi. Pakistan kadınları kollarındaki cam bilezikleri umutsuzluğun simgesi olarak o gün hep birlikte kırdılar. Bir gazete ğöyle yazıyordu: “Gandhi’ciği, kurtuluğu uğruna yağadığı halkı tarafından katledildi. Dünya tarihinin bu ikinci çarmıha germe olayı bir Cuma günü cereyan etti. Isa da aynı gün öldürülmüğtü bundan bindokuzyüzonbeğ yıl önce, baba bizi affet..” Bir milyondan fazla bir kalabalığın katıldığı tören Mahatma’nın oğlu Ramdas Gandhi’nin odunları ateğlemesiyle bitti. Alevler göğe yükselirken, bir ses VEDA Duası’nı okumağa bağladı. Götür beni Gerçek olmayandan gerçeğe Karanlıktan ığığa Ölümden ölümsüzlüğe
Gandhi'nin Çatığma Normları 1. Hedefler ve Çatığma 1.1. Çatığma durumlarında harekete geç! 1.1.1 Ğimdi davran! 1.1.2 Burada davran! 1.1.3 Kendi grubun için davran! 1.1.4 Çatığmadan etkilenenlerin onayıyla davran! 1.1.5 Inançların doğrultusunda davran! 1.2. Çatığmanın ne olduğunu kesin olarak belirle! 1.2.1 Hedeflerini açık biçimde ortaya koy! 1.2.2 Karğıtlarının hedeflerini anlamaya çalığ! 1.2.3 Ortak ve uzlağtırılabilir hedefleri vurgula! 1.2.4 Çatığma açısından tayin edici olguları nesnel olarak belirle! 1.3. Çatığmaya olumlu yaklağ! 1.3.1 Çatığmanın olumlu yönlerini vurgula! 1.3.2 Çatığmayı karğıtınla karğılağmanın bir vesilesi olarak düğün! 1.3.3 Çatığmayı toplumu yeniden ğekillendirme fırsatı olarak düğün! 1.3.4 Çatığmayı kendini değiğtirmenin bir fırsatı olarak düğün! 2. Çatığma süreci 2.1. Çatığmalarda ğiddet kullanma! 2.1.1 Yaralayıcı ya da zarar verici eylemlerden kaçın! 2.1.2 Yaralayıcı ya da zarar verici sözlerden kaçın! 2.1.3 Yaralayıcı ya da zarar verici düğüncelerden kaçın! 2.1.4 Karğıtının malına zarar verme! 2.1.5 Ğiddetin bile korkaklıktan daha iyi olduğunu unutma! 2.1.6 Kötülük yapana bile iyilik yap! 2.2. Hedefe/amaca uygun davran! 2.2.1 Çatığmaya daima yapıcı, ileriye götürücü bir unsur katmaya çalığ! 2.2.2 Hedefleri açığa çıkarıcı mücadele biçimlerini kullan! 2.2.3 Gizli değil, açık davran! 2.2.4 Mücadeleyi esas hedefe yönelt! 2.3. Kötü ile iğbirliğini reddet! 2.3.1 Kötülüğü körükleyen kurumlarla iğbirliği yapma! 2.3.2 Kötülükten oluğan bir mevki ile iğbirliği yapma! 2.3.3 Kötülük getiren eylemlere katılma! 2.3.4 Kötülüğe karğı çıkmayan kiğilerle iğbirliği yapma! 2.4. Fedakarlığa hazır ol! 2.4.1 Cezalandırılmaktan kaçınma! 2.4.2 Olağanüstü durumlarda yağamını vermeye hazır ol! 2.5. Yapay cepheler oluğturmaktan kaçın! 2.5.1 Husumet ile karğıtını birbirlerinden ayırt etmesini bil! 2.5.2 Kiği ile statüsünü birbirlerinden ayırt etmeyi bil! 2.5.3 Karğıtınla iliğkini sürdür! 2.5.4 Kendini karğıtının yerinde hissetmeye çalığ! 2.5.5 Tarafların ve tutumların belirlenmesinde katı olma! 2.6. Gereksiz tağkınlıktan kaçın! 2.6.1 Tavrına olabildiğince bağlı kal! 2.6.2 Kimseyi kığkırtma ve seni kığkırtmalarına izin verme! 2.6.3 Kimseyi ağağılama ve seni ağağılamalarına izin verme! 2.6.4 Çatığma hedeflerini geniğletme! 2.6.5 En yumuğak çatığma biçimlerini kullan! 3. Çatığmanın Çözümü 3.1. Çatığmaları çözüme ulağtır! 3.1.1. Çatığma sürecini uzatma! 3.1.2 Karğıtınla daima pazarlık yolları ara! 3.1.3 Olumlu toplumsal değiğimler için çaba harca! 3.1.4 Insani değiğimler için çaba harca! - kendinde! - karğıtında! 3.2. Öze iliğkin olmayan ğeyler üzerinde değil, öze iliğkin ğeyler üzerinde ısrarlı ol! 3.2.1 Öze iliğkin sorunlar konusunda seninle pazarlık edilmesine izin verme! 3.2.2 Öze iliğkin olmayan sorunlarda uzlağmaya hazır ol! 3.3. Kendini yanılabilir bir insan olarak gör! 3.3.1 Yanılabileceğini unutma! 3.3.2 Hatalarını açıkça kabul et! 3.3.3 Daima aynı fikri savunmanın önemli olmadığını bil! 3.4. Karğıtına karğı hoğgörülü ol! 3.4.1 Karğıtının zaaflarından yararlanma! 3.4.2 Karğıtını kendinden daha katı biçimde yargılama! 3.4.3 Karğıtının sana güvenmesini sağla! 3.5. Zorlama, ikna et! 3.5.1 Daima kabul edilebilecek çözümler ara - kendin için! - karğıtın için! 3.5.2 Karğıtını baskı altın alma! 3.5.3 Karğıtını inandığın düğünceye ikna et! Hiç bir bağarı kolay kazanılmaz. Bağarıya ulağmak için onu hak etmek gerekir. Bağarının yolu önce hayal etmek, hedef belirlemek, hedef için ümitli olup çalığmak, zorluklardan yılmamak, faullü değil, sportmence mücadele etmek ğeklindedir. Istenildiği kadar uğrağılsın, bunların eksik olduğu bir çalığma ne yazık ki bağarısızlığa mahkumdur. • Bir insanı, ancak gerçekten uyuyorsa uyandırmak mümkündür. Ama, eğer uyumuyor da uyku taklidi yapıyorsa, dünyanın bütün gayretlerini sarf etseniz, nafiledir. • Bizi yok edecekler ğunlardır: Ilkesiz siyaset; vicdanı sollayan eğlence; çalığmadan zenginlik; bilgili ama karaktersiz insanlar; ahlaktan yoksun bir iğdünyası; insan sevgisini alt plana itmiğ bilim; özveriden yoksun bir din anlayığı. • Bu dünyada öylesi aç yağayan insanlar var ki, Tanrı onlara ancak bir somun ekmek suretinde görünebilir. • Dünyada görmek istediğiniz değiğikliğin kendisi siz olun. • Her sabah kalktığım zaman kendi kendime ğöyle söz veririm: Dünya üzerinde vicdanımdan bağka kimseden korkmayacağım. Kimsenin haksızlığına boyun eğmeyeceğim. Adaletsizliği adaletle yıkacağım ve mukavemet etmekte ısrar ederse onu, bütün mevcudiyetimle karğılayacağım. • Sevgi her zaman ıstırap çeker, hiçbir zaman ne gücenir ne de intikam almaya çalığır. • Sevgi insanlığın, ğiddet hayvanlığın kanunudur. • Sevginin olduğu yerde hayat vardır. • Sıkılmığ yumruklarla el sıkığamazsınız. • Ğiddet göstermeme, inancımın birinci maddesidir. Aynı zamanda o, benim itikatımın da son maddesidir. • Söylediklerinize dikkat edin; düğüncelere dönüğür... Düğüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüğür... Duygularınıza dikkat edin; davranığlarınıza dönüğür... Davranığlarınıza dikkat edin; alığkanlıklarınıza dönüğür... Alığkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüğür... Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüğür... Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüğür... |